Mavi-Banner

Gönderen Konu: Pozitif tanı alan bireylerin yapması gerekenler  (Okunma sayısı 988 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

acısada_öldürmez

  • Global Moderator
  • Katılımcı Üye
  • *****
  • İleti: 1574
  • Teşekkür Edildi: 778 kere
  • BİL ÖNEMSE VE KORUN !!!!!ÇOK GEÇ OLMADAN
Pozitif tanı alan bireylerin yapması gerekenler
« : Mayıs 04, 2016, 07:30:21 ÖS »
Anti-viral ilaçlara başlamadan önce veya başladıktan sonra (kişinin tedavisinde başarısızlık olduysa) yapılan ilaç direnç testleri, kişiye uygun olarak yapılacak ilaç tedavisinin  planlanmasında çok önemli ve yapılması gerekli bir testtir.Virüs, ilaca veya ilaç gruplarına karşı 2 türlü direnç geliştirmiş olabiliyor.Bu testler:

1) Terapi başlamadan önce yapılır. Çünkü kişide bulunan HIV (kişilerin HIV tipi ve türü farklı olabilir) ilaçların birine veya bir grubuna direnç kazanmış bir HIV türü olarak bir kişiden diğerine geçebiliyor.Yani size bulaşan HIV tipi ve türü(strain) çok önemli.Tedaviden önce hangi ilaçlara direnç kazanmış olduğunuz  belirlenirse ona göre ilaç tedavisine başlanır, boşu boşuna yanlış tedaviye zaman ve para harcanmaz.

2) Tedavinin başarısız olması durumunda, uygulanan tedavinin başarısız olmasının pek çok farklı nedeni olabilir ama bunlardan birisi de tedavi esnasında ilaca veya ilaç kombinasyonlarına karşı virüsün direnç geliştirmesidir ve ilaçların planlandığı gibi etki sağlamaması durumudur. Bu durumda bu test yapılarak ve etkisiz ilaçlar terapiden çıkarılarak, virüsü kontrol altına alacak, bastıracak   terapinin yeniden planlanması sağlanır.
 
2 tip direnç testi vardır: Genotipik ve Fenotipik testler.

1) Genotipik testler, virüste, ilaç direncinin gelişmesine neden olan mutasyonları (genetik değişiklikler) saptar. 1-2 hafta içinde sonuçları alınabilir.

2) Fenotipik testler ise virüsün, farklı ilaç(antiretroviral) konsantrasyonlarında üreme yeteneğini ölçer. 2-3 hafta içinde sonuçları alınabilir. Genotipik testlere göre daha pahalı ve yorumu daha güçtür. Ne yazık ki bu testler ülkemizde yapılmıyor.
 
Testlerin ikisi arasında ki laboratuvar çalışması farkından kaynaklanıyor.Testler doktorların doğru ilaç kombinasyonlarını seçmesini sağladığı için, hem zaman hem de gereksiz ilaç kullanımını engellemek için yapılmaktadır.
hayatı  çok ciddiye almayın, yaşam  çok  kısa  ve hızla  geçiyor  nasıl  mutluysanız  öyle  yaşayın  ve  hayatı kendinize  zindan etmeyin .
 
Kullanıcı teşekkür etti: Shopska, Freddie

acısada_öldürmez

  • Global Moderator
  • Katılımcı Üye
  • *****
  • İleti: 1574
  • Teşekkür Edildi: 778 kere
  • BİL ÖNEMSE VE KORUN !!!!!ÇOK GEÇ OLMADAN
Ynt: Pozitif tanı alan bireylerin yapması gerekenler
« Yanıtla #1 : Mayıs 04, 2016, 07:30:59 ÖS »
HIV için diğer laboratuvar testleri:

Tam kan testi (CBC), viral yük ve CD4 hücre sayımı testlerinin yanı sıra, aşağıdaki laboratuar testleri de sağlığınız için önemlidir.

Karaciğer Fonksiyonu
HIV ilaçları karaciğerinizi yorabilir. Karaciğer fonksiyon testleri, karaciğerinizin ne ölçüde çalıştığını gösterir.Bu testler, karaciğer enzimlerini ölçen  ALT (SGPT), AST (SGOT), GGT ve alkaline fosfat (AP) testleridir. Bir diğer  test olan prothrombin time (PT) testi ise karaciğerin kan için yeterli protein üretip üretmediğini ölçer.

Bilirubin
Yüksek  bilirubin düzeyi karaciğer probleminin göstergesi olabilir. Proteaz inhibitör Reyataz adlı ilacı kullanan kişiler, bilirubin düzeylerini düzenli olarak ölçtürmelidirler (İlacı kullanırken var olan yüksek bilirubin düzeyi, her zaman problem olduğu anlamına gelmese de)

Böbrek Fonksiyonu
Bazı ilaçlar, Viread gibi böbrek problemlerine yol açabilirler. Böbrek fonksiyonu için varolan laboratuar testleri, creatinine (kreatinin), urinanalysis (urin analizi), blood urea nitrogen (BUN) ve ürik asit testleridir.

Amilaz
DdI gibi HIV ilaçları, pankreas sorununa (pancreatitis) yol açabilirler. Amilaz (Amylase) enziminin yüksek düzeyde olması, pankreas probleminin bir işareti olabilir.

Laktik Asit
Bazı HIV ilaçları (Özellikle ddI ve d4T) yüksek laktik aside (lactic acidosis) neden olur.Bu durum, ender rastlanmasına karşın ciddi sonuçlara neden olabilir..Eğer ilaçlarınızı alırken, bulantı, karın ağrısı ve nefessiz kalma gibi şikayetler yaşıyorsanız, mutlaka doktorunuza danışınız.

Glukoz
Bazı HIV ilaçları, insülin direncine yol açabilir ve bu durum yüksek kan şekeri ve diyabete neden olabilir. İnsülini doğrudan ölçebilmek güçtür.Bunun yerine, doktorunuz. fasting glikoz ve glikoz toleransınızı ölçecektir.

Lipid  Düzeyi (Yağ oranı)
Bazı HIV ilaçları, kandaki  lipid (yağ) oranlarının yükselmesine neden olurlar ve bu da kalp sorunlarına yol açabilir. Mutlaka kolestrol ve trigleserid düzeylerinizi takip edin.

Hormon  Düzeyleri
Testesteron düzeyi, HIV+  kadın ve erkeklerde genellikle düşüktür. Bu durum, seks güdüsünde azalmaya, yorgunluk ve depresyona  neden olabilir. Testosteron ve diğer hormonların ( östrojen gibi) testlerinin yapılması mümkündür.

DEXA VE  BIA (Bu iki test  kan testleri değildir.)

Bazı HIV+  kişilerin, kemik mineral yoğunluğu düşüktür (osteopenia veya osteoporosis). Bu da kemiklerin daha kolay kırılmasına neden olur. DEXA  testi X ışınları kullanılarak, kemik yoğunluğunu ölçer (bazı doktorlar HIV tedavisine başlamadan önce veya ilk tedavi esnasında  kemik yoğunluk testi önermektedirler)

Vücuttaki yağ değişimleri (lipodistrofi)  HIV ilaçlarının diğer bir yan etkisidir. DEXA testi  ve BIA testi  vücutta ki  yağın  kasa göre oranını gösterir.

Pek çok laboratuar testi Viral yük ve CD4 hücre testleri yapılırken aynı zamanda yapılabilir (yani her üç aydan altı aya) Bazı testler ise yeni bir ilaca başladığınız zaman (daha fazla tekrarlanarak) mutlaka yapılmalıdır. Diğer testler ise sadece semptomlar varsa ve doktorunuz bir problem olduğunu düşünüyorsa yapılmalıdır. Doktorunuza sizin için  en iyi olabilecek test programını danışın Ve en önemlisi doktorunuza, yeni  gelişen semptomlarınızı veya kötüye doğru giden bir durumunuz varsa  rapor edin.
hayatı  çok ciddiye almayın, yaşam  çok  kısa  ve hızla  geçiyor  nasıl  mutluysanız  öyle  yaşayın  ve  hayatı kendinize  zindan etmeyin .
 
Kullanıcı teşekkür etti: Shopska, Freddie

acısada_öldürmez

  • Global Moderator
  • Katılımcı Üye
  • *****
  • İleti: 1574
  • Teşekkür Edildi: 778 kere
  • BİL ÖNEMSE VE KORUN !!!!!ÇOK GEÇ OLMADAN
Ynt: Pozitif tanı alan bireylerin yapması gerekenler
« Yanıtla #2 : Mayıs 04, 2016, 07:41:42 ÖS »
Kemik Nedir ?

Kemik, protein yapısına sahip, canlı ve gelişen bir maddedir. İçeriğindeki kalsiyum, bu protein yapıyı güçlendirir. Ayrıca kemiğin dış katmanı, sinirlere ve küçük kan damarları ağına sahiptir. Yaşam boyunca, eskimiş kemik hücreleri uzaklaştırılır ve yerlerine yenisi eklenir. Genç insanlarda bu eklenme, uzaklaştırılmadan daha fazladır ve kemikler giderek sağlamlaşır ve güçlenir. İnsanlarda, yaklaşık olarak 30 yaşından sonra, kemiklerdeki yıkım işlemi baskın olmaya başlar ve bunun neticesinde kemikler, daha hafif ve daha kırılgan bir hale gelir. HIV ile yaşayan insanlar, alışılmadık biçimde yüksek değerde iki kemik hastalığına sahiptir: osteoporoz ve osteonekroz. Bunlara neden olanın HIV mi ya da kullanılan tedavi mi olduğu bilinmemektedir.

Osteoporoz Nedir ?

Osteoporoz (ya da gözenekli kemik), kemik yapısından çok fazla mineral kaybı olduğunda oluşan bir durumdur. Kemikler çok daha kolay kırılır ve çatlar hale gelir. En yaygın görülen kırıklar, kalçada, omurgada ve bilekte oluşur. Osteopeni ise, şiddeti osteoporozdan daha az olan mineral kaybını ifade eder.

Osteoporoza Neden Olan Nedir ?

Yaşlandıkça, kemiklerimiz mineral içeriklerini kaybederler. Eğer 50 yaşın üzerindeyseniz, menopoz sonrası dönem içinde olan bir kadınsanız, beyaz ırktansanız veya Asyalıysanız, ince ve zayıf bir yapıya sahipseniz; kemik minerallerini daha hızlı bir şekilde kaybedebilirsiniz. Osteoporoz ayrıca, beslenmedeki kalsiyum ve D vitamini eksikliğiyle, sigara içimiyle, yüksek miktarda kafein ve alkol kullanımıyla ve son olarak fiziksel aktivite yetersizliğiyle de ilişkilendirilmektedir. HIV ile yaşayan insanların neden yüksek değerde osteoporoza sahip olduklarını ise henüz anlamış durumda değiliz. Ancak son yapılan bir araştırma, kemik kaybı ve HIV infeksiyonunun uzunluğu arasında bir ilişki olduğunu tesbit etmiştir.

Osteoporozum Olduğunu Nasıl Bilebilirim ?

Ne yazık ki birçok insan, osteoporoza sahip olduklarını bir kemiklerinin kırılması sonucunda keşfediyorlar. Kemiklerinizin ne kadar hızlı bir şekilde mineral içeriğini kaybettiğini söylemenin tek yolu testlerle olmaktadır. Bu testlerin birçoğu, çeşitli röntgen formlarını kullanırlar.

Kemik minerallerinin yoğunluğu, santimetredeki gram miktarı olarak rapor edilir. Bu değer; 30 yaşında, sağlıklı ve aynı cinsiyetteki bir bireyin doruk mineral yoğunluğuyla karşılaştırılır. Bir T skoru, kemik mineral yoğunluğunun doruk değerinden ne kadar aşağıda olduğunu ölçer. T-skorunun –2.0 ya da daha düşük olması, osteoporoz olarak tanımlanır. Bu skorun –1.0 ve –2.0 arasında olması, osteopeninin göstergesidir.emik yoğunluğu sonuçları, ayrıca bir Z-skoru olarak da rapor edilebilir. Bu skor, kemik mineral içeriğinizi, sizinle aynı yaş ve cinsiyette olan insanlarla karşılaştırır.

Osteoporoz Hakkında Ne Yapabilirim?

Osteoporozu engellemek için, kemikleriniz gelişiyorken (30 yaşına kadar) bol miktarda kalsiyum alın. Doruk kemik yoğunluğunuzun yüksek olması daha iyidir. Eğer osteopeniniz ya da osteoporozunuz varsa, kırılmaya karşı risklerinizi azaltabilirsiniz.

Kalsiyum sağlayıcı alın, özellikle kalsiyum karbonat ve kalsiyum sitrat. Bunun yanında D vitamini, kalsiyum emilimine yardımcı olabilir. Bu sağlayıcıların doğru miktarlarını almak için doktorunuzla konuşun.

Daha fazla ağırlık-taşıma egzersizi yapın. Bu, kemiklerinize daha fazla mineral içerik tutması için bir sinyal gibi görünür.

Sigara içmeyi bırakın ve kafein ve alkol alımınızı azaltın.

Kayma ve düşme riskinizi azaltın. Evinizdeki yürüme yollarını temizleyin. Merdiven üzerindeyken veya yüksek eğimli yokuşlarda dikkatli olun.

Osteonekroz Nedir?

Osteonekroz, kemik ölümü demektir. Genellikle kalçayı bacağa bağlayan uyluk kemiğini etkiler.

Osteonekroza Neden Olan Nedir?

Osteonekroza, kemiğe sağlanan kanın kaybı neden olur. Sakatlanmalar, aşırı derecede alkol kullanımı, uzun süreli kortikosteroid ilaçların kullanımı (enflamasyonu düşürmek için); osteonekroza neden olabilir. Yağ, kemik içindeki kan damarlarını tıkayabilir.

Osteonekrozum Olduğunu Nasıl Bilebilirim?

Osteonekroz, eklemlerde ağrıya neden olur. Örneğin kalça alanındaki bir ağrı, osteonekroz işareti olabilir. İlk önce ağrı, sadece eklem üzerine ağırlık verdiğinizde oluşabilir ve en şiddetli durumlarda ağrı kalıcı olabilir. Bir manyetik rezonans görüntüleme taraması, osteonekrozu erken evrelerinde ortaya çıkarabilir. Röntgenler ve diğer taramalar, gelişmiş osteonekrozu tesbit edebilirler. Ayrıca bazı doktorlar osteonekrozu test için cerrahiyi kullanırlar.

Osteonekroz Hakkında Ne Yapabilirim?

Sağlıklı bir insan, bazen osteonekrozdan kendini kurtarabilir, özellikle bir kaza sonucu oluşmuşsa. Vücut hasarlı kan damarlarını onarabilir ve hasarlı kemikleri yeniden inşa edebilir. Eğer alkol ve steroid kullanımı osteonekroza neden oluyorsa, bunları kullanmayı kesmelisiniz. Ayrıca eklemlerinize verdiğiniz ağırlığı azaltabilirsiniz; ki bu, osteoporoz için olan tedavinin tam tersidir. Ciddi durumlarda, etkilenmiş kemiğin onarımı için ya da hasarlı eklemin değiştirilmesi için (özellikle kalçada), ameliyata gereksinim vardır.

Özet

HIV ile yaşayan insanlar, alışılmadık biçimde yüksek değerde iki kemik hastalığına sahiptir: osteoporoz ve osteonekroz. Bunların oluşumunun sorumlusunun HIV 'in kendisinin mi yoksa antiviral tedavinin mi olduğu bilinmemektedir. Osteoporozu engellemeye; kalsiyum ya da D vitamini sağlayıcılarını alarak, sigara içmeyi keserek ya da alkol ve kafeini azaltarak yardımcı olabilirsiniz. Eğer eklem ağrılarınız yoksa, ağırlık taşıma egzersizleri ayrıca yardımcı olabilir. Osteoporozunuz olduğunu bilebilmek için, özel testlere ihtiyacınız vardır. Oysa özellikle kalça alanındaki eklemlerdeki ağrılar, bir osteonekroz işareti olabilir. Eğer eklem ağrınız varsa, egzersiz programınızı artırmadan önce doktorunuzla konuşun.
hayatı  çok ciddiye almayın, yaşam  çok  kısa  ve hızla  geçiyor  nasıl  mutluysanız  öyle  yaşayın  ve  hayatı kendinize  zindan etmeyin .
 
Kullanıcı teşekkür etti: Freddie

acısada_öldürmez

  • Global Moderator
  • Katılımcı Üye
  • *****
  • İleti: 1574
  • Teşekkür Edildi: 778 kere
  • BİL ÖNEMSE VE KORUN !!!!!ÇOK GEÇ OLMADAN
Ynt: Pozitif tanı alan bireylerin yapması gerekenler
« Yanıtla #3 : Mayıs 04, 2016, 07:42:49 ÖS »
Yorgunluk Önemli Midir ?

Yorgunluk, yan etki anlamında kullanıldığında, dinlendiğinizde dahi gitmeyen halsizlik halini belirtir ve fiziksel ya da psikolojik nedenlerden kaynaklanabilir.

Fiziksel yorgunlukta, kaslarınız, yapmak istediğiniz işleri daha önce yaptığı kolaylıkta yapamaz. Bunun farkına, merdiven çıkarken veya poşet taşırken varabilirsiniz.

Psikolojik yorgunlukta, bir konu üzerinde eskiden olduğu gibi uzun süre konsantre olamayabilirsiniz. Bazı ağır durumlarında, sabahları yataktan kalkmak ve günlük olağan aktivitelerinizi yapmak içinizden gelmeyebilir.

Yorgunluk, vücudunuzun, size bir probleminiz olduğu uyarısını yapmasının iki ana yolundan biridir. Diğer uyarı ise ağrıdır. Bir çoğumuz genellikle daha çok ağrıya dikkat ederiz ve ağrıyı dindirmek için nedenini araştırırız. Yorgunluğumuz içinse fazla aldırış etmeyiz. Belki de bunun nedenlerinden biri, yorgunluğun üzerimize sinsice sokulmasındandır; ve genellikle de kötüye doğru ilerlemesi, farkına varamayacağımız şekilde yavaş olmaktadır.

Yorgunluk sahibi HIV taşıyıcıları, olmayan insanlardan çok daha çabuk hastalanmaya eğimlidirler. Ayrıca sürekli devam eden yorgunluk, vücudun bağışıklık sistemini zayıflatabilir. HIV taşıyıcıları, yorgunluklarına neyin neden olduğunu ve çaresini bulmalıdırlar.

Yorgunluğum Olduğunu Nasıl Bilebilirim ?

Yorgunluğun başlaması ve artışı çok yavaş bir şekilde olabilir. Eğer dinlendikten sonra bile kendinizi halsiz hissediyorsanız, doktorunuzla yorgunluk konusunu konuşun. Doktorunuza olabildiğince bilgi verin, çünkü bu bilgiler, yorgunluğunuzun varlığının ve neyin neden olabileceğinin bilinmesini kolaylaştıracaktır.

Ne kadar zamandır halsizsiniz?

Birkaç ay öncesiyle kıyasladığınızda, aktivite seviyeniz nasıl değişti?

Ne zaman yoruluyorsunuz? Merdiven çıkmak gibi belli bazı hareketlerden sonra mı oluşuyor? Yorgun mu uyanıyorsunuz?

Yorgun olduğunuzda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Soluk alış-verişinizde kısalık var mı? Kaslarınız, dokununca acıyor mu ? Konsantre olmakta ya da hatırlamakta zorluk çekiyor musunuz? Günlük aktivitelerinizle uğraşmak size zor geliyor mu ?

İyi uyuyabiliyor musunuz? Geceleri ne kadar süre uyuyorsunuz? Kaç kere yataktan kalkıyorsunuz? Uykuya dalmada veya uyuyor olarak kalmakta, kaşıntı, ağrı ya da diğer başka problemler nedeniyle zorluk çekiyor musunuz?


Yorgunluğa Neden Olan Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir ?

Birçok farklı faktörler yorgunluğa neden olabilir. Yorgunluğunuzun nedenini bulmak ve en iyi tedavi yolunu seçmek için doktorunuzla birlikte çalışın.

Aktif HIV infeksiyonu. HIV hızlı bir şekilde çoğalmaya başladığı zaman, vücudunuz onla savaşmak için çok fazla enerji harcar. Birçok taşıyıcı, anti-HIV tedavisini almaya başladığında daha enerjik olur.

Diğer aktif infeksiyonlar.  Diğer infeksiyonlar, hiçbir belli semptom olmasa bile sizi iyice yorabilir. Sindirim sisteminizdeki parazitler, bronşit ve başka enfeksiyonlar ya da allerjiler yorgunluğa neden olabilir. Bu enfeksiyonlar tedavi edildiğinde enerjiniz artmalıdır.

Yetersiz beslenme. HIV taşıyıcıları, sağlıklı insanlardan daha fazla enerjiye ihtiyaç duyarlar. Eğer beslenmeniz yeterli değilse, enerji seviyeniz düşecektir. Ayrıca ishal, vücudunuzdaki besin öğelerinin kaybına neden olabilir. Eğer mümkünse, beslenme alışkanlıklarınızı tartışmak için, HIV hastalığını iyi tanıyan bir diyetisyenle görüşün. Bazı insanlar için B12 vitamini ilavesi ya da daha iyi besinler, yorgunluğu ortadan kaldırabilir.

Anemi. Kırmızı kan hücrelerinin ana görevi, oksijeni akciğerlerden alıp vücudun geri kalan kısmına taşımaktır. Eğer kanınızda yeterli miktarda kırmızı kan hücresine sahip değilseniz, ya da bu hücreler yeteri kadar oksijen taşımıyorlarsa, yorgunluğunuzun nedeni anemi olabilir. Basit bir  kan testi, aneminizin olup olmadığını size gösterebilir. Eğer bunu yaparsanız, doktorunuz anemiye neyin neden olduğunu saptamaya çalışacaktır. Bu nedenler; kan kaybından dolayı, anti-HIV tedavisi nedeniyle kemik iliğinde meydana gelen hasardan dolayı, ya da kırmızı kan hücreleri yapımına yardım eden eritroprotein hormonunun düşük seviyede olmasından dolayı olmak üzere sıralanabilir.

Düşük hormon seviyeleri. Özellikle erkeklerde, cinsiyet hormonu olan testosteronun düşük seviyede olması, yorgunluğa ve sekse olan ilginin azalmasına neden olur. Ayrıca kortizol, trioid ya da DHEA gibi diğer önemli hormonların eksikliği de benzer sorunlara yol açabilir. Hormon seviyeleri kan testleriyle kontrol edilebilir ve haplar, kremler, enjeksiyon vb. gibi yöntemlerle normal değerlerine getirilebilir.

Depresyon. Bu, kendini sadece kötü hissetmekten daha ağır bir durumdur. Beyindeki kimyasal değişimler, yorgunluğa ve günlük aktivitelere ilginin eksikliğine neden olabilir. Depresyon için bir kan testi yoktur. Eğer size daha önce bir depresyon tanısı konulmuşsa, ağır alkol kullanımı ya da hap kullanımı geçmişiniz varsa, veya ailenizde ruhsal hastalıklar görülüyorsa veya görülmüşse; depresyon geçirme şansınız artar. Depresyon çeşitli ilaçlarla tedavi edilebilir, ancak bu ilaçlardan bazıları cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olabilir. Ayrıca bazı antidepresanlar bazı anti-HIV ilaçlarıyla etkileşime girmektedirler, bu yüzden çok dikkatli kullanılmalıdırlar.

Özet

Yorgunluk, HIV ile yaşayan insalarda çok yaygın bir durumdur. Tedavi edilmeyen yorgunluk, HIV hastalığının seyrini hızlandırabilir.

Yorgunluğa neden olan şeyi bulmak çok zor olabilir, çünkü birçok farklı faktör aynı semptomlara neden olabilir. Kan testleri bazı nedenleri tanımlayabilir ama diğerlerini tanımlayamaz. Doktorunuza verdiğiniz bilginin çokluğu, yorgunluğunuza neden olan şeyin bulunmasını ve tedavi edilmesini kolaylaştıracaktır.
hayatı  çok ciddiye almayın, yaşam  çok  kısa  ve hızla  geçiyor  nasıl  mutluysanız  öyle  yaşayın  ve  hayatı kendinize  zindan etmeyin .
 
Kullanıcı teşekkür etti: Freddie

acısada_öldürmez

  • Global Moderator
  • Katılımcı Üye
  • *****
  • İleti: 1574
  • Teşekkür Edildi: 778 kere
  • BİL ÖNEMSE VE KORUN !!!!!ÇOK GEÇ OLMADAN
Ynt: Pozitif tanı alan bireylerin yapması gerekenler
« Yanıtla #4 : Mayıs 04, 2016, 07:43:33 ÖS »
Anemi (kansızlık), bir hemoglobin (HGB) eksikliği durumudur. HGB, kırmızı kan hücrelerinin içinde bulunan, oksijeni akciğerlerden tüm vücuda taşıyan bir proteindir. Anemi, halsizliğe ve soluk alış-verişinde kısalığa neden olur. Anemili insanlar, kendilerini normal HGB seviyesine sahip insanlar kadar iyi hissetmezler, çalışmayı ve efor sarfetmeyi normal seviyedekilere göre daha zor bulurlar. HGB seviyeleri, tam kan sayımının (hemogram) bir parçası olarak, kandaki spesifik miktarı, desilitredeki gram sayısı olarak ölçülür. Anemi, HGB seviyesi tarafından tanımlanır. Birçok doktor, HGB seviyesinin 6.5 altında olmasını hayati tehlike göstergesi olarak kabul eder. Normal seviyeler, kadınlar için en az 12, erkekler için en az 14'tür. Genel olarak; kadınlar daha düşük HGB seviyelerine sahiptir. Ayrıca çok yaşlı insanlar ve etnik grup olarak da zenciler, diğerlerine göre düşük seviyelere sahiptir.

Anemiye neden olanlar nelerdir ?

Kırmızı kan hücrelerini kemik iliği üretir ve bu işlem sırasında, demir, B12 vitamini ve folik asite gereksinim duyar. Kırmızı kan hücrelerinin üretimini harekete geçirense, böbrekler tarafından üretilen bir hormon olan eritroproteindir (EPO). Anemi, kırmızı kan hücrelerinin üretiminin düşük olmasından dolayı oluşabilir. Ayrıca bu hücrelerin kaybından ya da yıkımından dolayı da oluşabilir.

Birçok faktör anemiye neden olabilir:

Çok düşük demir, B12 veya folik asit seviyesi. Folik asit eksikliği, normalden çok büyük ve işlevsiz kırmızı kan hücreli megaloblastik anemiye neden olabilir.
 
Hasarlı kemik iliği ve böbrekler.
 
İç kanama veya kadınların menstural döngüsü gibi nedenlerle kan kaybı.
 
Kırmızı kan hücreleri yıkımı (hemolitik anemi).
 
HIV infeksiyonu anemiye neden olabilir. HIV ve buna bağlı infeksiyonların tedavisinde yaygın olarak kullanılan ilaçlar anemiye neden olabilir.
 
Anemi ve HIV

Ciddi ve tehlikeli anemiler, geçmişte çok daha fazla yaygındı. AIDS tanısı konmuş insanların % 80'inden fazlası, aneminin çeşitli seviyelerine sahipti. İleri HIV hastaları ya da düşük CD4 hücre sayısına sahip olan insanlar, aneminin yüksek seviyelerine sahipti.

Anemi değerleri, insanların HAART (highly active antiviral therapy) kullanmasına başlamasıyla büyük ölçüde düşüş gösterdi ve birçok anemi, nadir görülür oldu. Büyük bir araştırma gösterdi ki, hastaların F 'sının HAART tedavisine başladıktan bir yıl sonraki seviyeleri ılımlı ve makul seviyelere indi.

HIV taşıyıcılarındaki anemi seviyeleri, birkaç faktörle ilişkilendirilmiştir:

Düşük CD4 hücre sayıları.
Yüksek viral yük.
AZT (Retrovir) kullanımı.
Zenci olmak.
Kadın olmak.

HIV hastalığının seyri, anemili hastalarda daha hızlıdır. Ayrıca anemi, yüksek hayati tehlike riskiyle de ilişkilendirilir. Anemi tedavisi de tum bu riskleri yok etmek içindir.

Anemi Nasıl Tedavi Edilir ?

Aneminin tedavisi, oluşma nedenine bağlıdır:

İlk olarak, tüm kronik kanamalar tedavi edilir. Bunlar iç kanamalar, hemoroide bağlı kanamalar, hatta sıklıkla tekrarlayan burun kanamaları bile olabilir.
 
Daha sonra, herhangi bir demir eksikliği, B12 vitamini veya folik asit eksikliği düzeltilir.
 
Eğer varsa, anemiye neden olan medikal tedavi durdurulur veya dozları azaltılır.
Bu yaklaşımlar işe yaramayabilir veya anemiye neden olan tüm medikal tedaviyi durdurmak mümkün olmayabilir. İki ek tedaviden biri nakil, diğeri EPO enjeksiyonudur.

Kan nakli, geçmişte birçok anemi için tek tedaviydi. Ancak nakiller, infeksiyona neden olabilir ya da immün sistemi baskılayabilir. Bunların, HIV hastalığının seyrinin daha hızlandırdığı ve HIV taşıyıcılarının yaşamlarını riske soktuğu belli olmuştur.

EPO (eritroprotein), kırmızı kan hücrelerinin üretimini harekete geçirir. 1985 yılında, bilim adamları nasıl sentetik EPO yapılacağını öğrendiler. EPO, deri altına, genellikle haftada bir kez enjekte edilir.

HIV taşıyıcıları üzerinde yapılan büyük bir araştırma, EPO enjeksiyonunun riskleri azaltırken, nakillerin artırdığını bulmuştur. Kan nakli, risklerinden dolayı, anemi tedavisi için daha nadir olarak kullanılmaktadır.

Özet

Anemi, HIV ve AIDS ile birlikte yaşayan insanlar için daima bir problem olmuştur. Ciddi anemi değerleri, insanların HAART (highly active antiviral therapy) kullanımına başlamasıyla önemli ölçüde düşmüştür. Buna rağmen, neredeyse tüm HIV taşıyıcılarının yarısı, makul ya da ılımlı seviyede anemilere sahiptir. Anemi, insanların yorgunluğunu artırır ve kendilerini kötü hissetmelerine neden olur, hastalık seyrini ve buna bağlı riskleri artırır. Anemi, HIV nedeniyle oluşabileceği gibi, başka hastalıklar nedeniyle de gelişebilir. HIV tedavisinde ve diğereinfeksiyonların tedavisinde kullanılan birçok ilaç, ayrıca anemiye neden olur. Anemi tedavisi, HIV taşıyıcılarının sağlıklarını ve yaşama koşullarını geliştirir. Kanamaların düzeltilmesi, demir yoksunluğunun giderilmesi veya vitaminler ilk adımdır. Eğer mümkünse, anemiye neden olan medikal tedavi durdurulmalıdır. Eğer gerekliyse, hasta eritroproteinle, veya çok daha nadir durumlarda olmak üzere kan nakliyle tedavi edilmelidir.

hayatı  çok ciddiye almayın, yaşam  çok  kısa  ve hızla  geçiyor  nasıl  mutluysanız  öyle  yaşayın  ve  hayatı kendinize  zindan etmeyin .
 
Kullanıcı teşekkür etti: Freddie, poseidon83

acısada_öldürmez

  • Global Moderator
  • Katılımcı Üye
  • *****
  • İleti: 1574
  • Teşekkür Edildi: 778 kere
  • BİL ÖNEMSE VE KORUN !!!!!ÇOK GEÇ OLMADAN
Ynt: Pozitif tanı alan bireylerin yapması gerekenler
« Yanıtla #5 : Mayıs 04, 2016, 07:44:24 ÖS »
Mitokondri Nedir ?

Mitokondriler, hücrelerimizin içinde bulunan küçük "organlardır". Mitokondriyal toksisite (MT), mitokondrilerin sayısının azalmasına neden olan bir hasardır. Eğer bir hücre içindeki mitokondrilerin sayısı çok az olursa, hücrenin düzgün olarak çalışması durabilir.

Mitokondriler, hücrenin güç fabrikalarıdır. Oksijen, yağ ve şeker kullanarak adenozin trifosfat (ATP) üretimi yaparlar. Bu işlem, "hücre solunumu" olarak adlandırılır. Hücre, enerjiye ihtiyacı olduğu zaman, depolanmış enerjiyi serbest hale getirmek için ATP moleküllerini yıkar.

Fazla enerjiye ihtiyaç duyan hücreler, fazla mitokondri içerirler. Bir hücre, birkaç taneden binlercesine kadar mitokondriye sahip olabilir. En yüksek miktarda mitokondri içeren hücreler; sinir, kas ve karaciğer hücreleridir.

Bazı bilim adamları, yaşlanmanın anahtarının mitokondriler olduğuna inanmaktadır. Yaşlandıkça, mitokondrilerimiz de gittikçe daha fazla mutasyona sahip olmuş olurlar. Hücrelerimiz çoğalırken, hatalara karşı kontrol mekanizmalarına sahiptir ama mitokondriler için bu geçerli değildir.

Sonuç olarak, mutasyonlar veya mitokondrilerin düşük miktarda olması, hücrelerdeki kullanılabilir enerjinin azalmasına neden olurlar. Eğer enerji yetersiz bir seviyeye düşerse, hücre işleyişi bozulabilir; eğer bu düşüş daha da devam ederse, hücre çalışmayı durduracaktır.

Mitokondriyal Toksisite Belirtileri Nelerdir ?

MT'nin en yaygın belirtilerinden biri, kas zayıflığıdır (miyopati). Eğer kas hücreleri, hücresel solunumla yeteri kadar enerji alamazsa, bunu oksijen kullanmadan elde etmeleri gerekir. Bu "anaerobik" (oksijensiz) enerji üretimi, atık ürün olarak laktik asit yaratır.

Laktik asit, kaslarda ağrıya neden olur. Örneğin uzun mesafe koşan insanların, koşudan sonra hissettikleri yorgunluğun nedeni, laktik asit birikimidir.

MT ile birlikte olan insanların kanlarındaki laktik asit seviyesi yüksektir. Bu nadir durum, laktik asidoz olarak isimlendirilir. Kandaki laktik asit seviyesi için bir test vardır; ama uzmanlar, sonuçların nasıl yorumlanacağı konusunda farklı düşüncelere sahiptirler. Kan testinden önceki fiziksel çaba (merdiven çıkma, hızlıca yürüme dahil) laktik asit seviyesini yükseltebilir ve test sonuçlarını etkileyebilir.

Aşağıdakiler, laktik asidozun belirtilerinden olabilir:

Mide bulantısı
Kusma
Aşırı halsizlik
Yakın zamanda kilo kaybı
Hızlı ve derin soluk alımı
Kramplar, kas ağrıları ve hissizlik ya da karıncalanma
Çok hızlı bir biçimde kötüleşen kas zayıflığı
Bu durumlar hayati riske neden olabilir. Eğer bu semptomlarınız varsa, hemen doktorunuzla görüşün.

MT ayrıca, böbrek tahribatı ve duyum kaybıyla ilişkilendirilen bir sinir hasarına (periferal nöropati) da neden olabilir. Bazı araştırmacılar, MT 'nin anti-HIV tedavisi alan insanlarda, ayrıca görülen yağ değişimlerine (lipodistrofi) katkıda bulunduğuna inanmaktadırlar.

HIV Tedavisi Mitokondriyal Toksisiteye Nasıl Sebep Olur ?

Mitokondriler, kendilerini çoğaltmaya yardımcı olan bir enzime sahiptirler. Bu enzim, "polimeraz gamma" ya da "pol gamma" olarak adlandırlır ve bu enzim, HIV'in kendi ters transkriptaz enzimiyle çok benzerdir. Maalesef bu aynı zamanda şu anlama gelir: ters transkriptaz enzimini inhibe etmek için kullandığımız ilaçlar, aynı zamanda pol gamma enzimini de inhibe edebilmektedir. Böyle bir durum olduğunda, yeni mitokondriler çok az miktarda üretilirler. Nükleosid ters transkriptaz inhibitörlerinin hepsi (AZT, 3TC, ddl, ddC, d4T ve abacavir), pol gamma enzimini çeşitli derecelerde inhibe ederler. MT'nin oluşumu, bu ilaçları kullanma sürenizin uzunluğuyla ilişkilidir. Farklı tedaviler, vücudumuzda farklı yerlerde birikim gösterirler. Bu durum, farklı ilaçlar nedeniyle oluşmuş MT'nin vücudumuzda nasıl farklı yerlerde yan etkiler oluşmasına öncü olduğunu açıklayabilir. MT'nin, AZT kullanan insanlarda kas zayıflığına neden olduğunu biliyoruz. Bu büyük ihtimalle "yağlı karaciğer"in ve yüksek laktik asitin nedenidir. Ne yazık ki, her bir antiviral ilacın vücudun farklı yerlerinde ne kadar mitokondriyal hasara neden olduğu hakkında çok az araştırma vardır. Ve ayrıca en fazla MT'ye neden olan ilaç kombinasyonunun hangisi olduğunu bilmemekteyiz. Araştırmacılar, farklı hücrelerdeki mitokondrileri nasıl ölçeceklerini ve normal olanla nasıl karşılaştıracaklarını bilmektedirler. Ancak, bir hücredeki mitokondrilerin kaybını, problem oluşturmadan önce bilememektedirler.

Gelecekte Ne Var ?

Maalesef, MT'ye neden olan ilaçlar üzerinde çok az mevcut araştırma vardır. Laboratuvarda ve hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki, MT aynı zamanda sinirleri de hasara uğratabilmektedir, ama insanlar üzerinde bir çalışma yoktur. Önümüzdeki birkaç yıldan sonra araştırmacılar, MT'yi tanımlayacak testler üzerinde çalışacaklar. Ayrıca MT'nin diğer yan etkilerle arasındaki bağlantılar üzerinde de çalışılacak. Bu süreç içersinde, HIV ile yaşayan insanların laktik asidoz semptomlarını ve nadir görülen bu yan etkinin çok yüksek derecede tehlike içerdiğini bilmeye ihtiyacı vardır.
hayatı  çok ciddiye almayın, yaşam  çok  kısa  ve hızla  geçiyor  nasıl  mutluysanız  öyle  yaşayın  ve  hayatı kendinize  zindan etmeyin .
 
Kullanıcı teşekkür etti: Freddie, poseidon83

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
744 Gösterim
Son İleti Mayıs 01, 2016, 09:21:53 ÖÖ
Gönderen: acısada_öldürmez
4 Yanıt
314 Gösterim
Son İleti Haziran 18, 2017, 10:36:26 ÖÖ
Gönderen: acısada_öldürmez
9 Yanıt
355 Gösterim
Son İleti Kasım 17, 2017, 01:57:23 ÖS
Gönderen: Fuat
6 Yanıt
350 Gösterim
Son İleti Aralık 05, 2017, 09:19:39 ÖS
Gönderen: lifeisagame
4 Yanıt
153 Gösterim
Son İleti Ocak 05, 2018, 01:13:54 ÖÖ
Gönderen: Tombik07