Mavi-Banner

Gönderen Konu: Gümüş tedavisi  (Okunma sayısı 289 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Green

  • Üye
  • *
  • İleti: 36
  • Teşekkür Edildi: 8 kere
Gümüş tedavisi
« : Haziran 16, 2017, 10:51:10 ÖS »
BİZDEN SAKLANAN GERÇEKLERDEN YALNIZCA BİRİ : GÜMÜŞ HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ



Günümüz çağı, günümüz insanı, yeniçağ insanı, modern teknoloji çağı, dijital çağ… diye gider bu günün isimleri… Peki, gerçekten bunlar gelişmişliği ifade ediyor mu? İleriye doğru gittiğimizi gösteriyor mu? Dünya’nın daha iyi bir yer olmasını sağlıyor mu? Birçoğunuzun içinizden hayır dediğini duyar gibi oluyorum.

Geçmiş zamanlardan bu güne doğru zihninizde gelişim sürecini izlediğinizde, bir bütün halinde hareket eden minik organizmaların oluşturduğu büyük bir organizma görürsünüz. Sorumluluk bilinci, paylaşım, bilgilerin aktarılması üzerinde durulan hassasiyet ve birbirini destekleyen insanlar görürsünüz; çünkü aslında toplumlar bireylerden değil bireyler toplumlardan oluşur ve siz toplumun makro organizma halini sağlam bir şekilde oturtursanız mikro düzeyde de bireyler her yönden gelişimin potansiyellerini zorlamaya başlar.

Bu genel durumun özetinden sonra birazdan bahsedeceğim bilgi ile aslında bizlere aşılananları, toplumsal düzenleri, kapitalizmin bizi hasta edip sonra iyileştirme vaadinde nasıl bulunduğunu ya da bizleri, var olan verimli şeyleri nasıl da tüketime götürdüğüne dair birçok dallanıp budaklanan sorgulara gideceğinize inanıyorum. Basit gibi görünen her durumun arkasında, gerçekten sorgulayıp anlamaya çalışanlar için örümcek ağına dönüşen gerçekler vardır.

Şimdi size biraz gümüşten bahsedeceğim.

Bizlere açık açık anlatılmayan ancak faydaları oldukça geliştirilebilirlik sağlayan bir elementtir gümüş. Onlara geri kalmış derken çok eski zamanlarda insanlar sağlık alanında bu elementi kullanıyordu. (Peki, bu modern çağda neden bunca hastalıktan kurtulamıyor üstüne bir de yeni hastalıklar ile mücadele etmek zorunda kalıyoruz? Yorum sizin.)

Gümüşün faydaları Jül Sezar döneminden beri biliniyor. Romalılar, küçük gümüş parçacıklarını yanıkları, kesikleri ve yaraları tedavi etmek için; Grekler, su ve şarap kaplarını bakterilerden temizlemek için gümüşü kullanırlardı. Ayrıca Roma döneminde sadece gümüş kaplarda su taşıyan askerlere savaşa gitmeye izin verilirdi çünkü Romalılar gümüş kapların suyu temiz ve saf tuttuğunu biliyorlardı. 14’üncü yüzyılda Avrupa’nın merkezinde nüfusun yüzde 25’i vebadan ölmüştü, sadece çingeneler bu felaketten etkilenmemişlerdi. Çingenelerin tedavi amacıyla gümüşü küçük partiküllere ayırıp açık bir damardan vücuda verdikleri biliniyordu. Partiküller kan dolaşımı sayesinde bütün vücuda yayılıp bakteri ve virüsleri yok ediyordu. Bu partiküllerin gereğinden fazla olması nedeniyle çingenelerin çoğu argyria hastası* olmuşlardı.

ilaç sektörü

Doktorlar gümüşün faydalarını biliyorlar ve hastalarına eğer sağlıklı olmak istiyorlarsa gümüş tabaklarda ve gümüş çatal bıçak kaşık kullanarak yemek yemelerini tavsiye ediyorlardı. İnsanlar bebeklerine emmeleri için gümüş kaşık vermeye başladı. “Ağzında gümüş kaşıkla doğmak deyimi” buradan gelmiştir; çünkü bunu o zamanlarda zengin aileler yapabiliyordu ve zengin çocuğu olmak yani doğuştan kısmetli olmak manasına kullanılan bu deyim buradan türemiştir.

Dr Henry Crookes, 1900’lerin başında gümüşü pek çok hastalığın tedavisinde kullanmıştır. Bilimsel çalışmaları sonucu bilinen hiçbir mikrobun kolloid gümüşe 6 dakikadan fazla dayanamayacağını söylemiştir. Dr J.Mark Hovel, British Medical Journal’de kolloid gümüşün virüslerin kontrolünde özellikle etkili olduğunu rapor etmiştir.

İkinci Dünya savaşı sırasında penisilin keşfedildi ve sentetik olarak üretildi. Böylece tıpta patenti alınmış sentetik ilaçlarla büyük ilaç firmalarını çok zengin eden yeni bir çağ başladı. Bu şirketler patentini almadıkları hiçbir şeyi satmayacaklardır ve tabiatta bulunan maddeler patentlenemezler (Yakın zamanlarda penisilinin virüslere karşı etkisiz ve pek çok insan için alerjik olduğu anlaşıldığı halde günümüzde maalesef kimyasal, sentetik antibiyotikler çok popüler!)


silver.jpg



Colloidal-Silver-range

Gümüşün ilk antibiyotik madde olduğu düşünülmektedir. Tarihte gümüş metal yaprağı bir sargı bezi olarak kullanılmıştır. Bugün gümüş, neredeyse enfeksiyon kontrolünün kritik olduğu her yerde, bandajlardan yanık tedavisinde kullanılan ilaçlara kadar sağlık ürünlerinde çok geniş spektrumda antimikrobiyal özelliliğinden dolayı kullanılmaktadır.

Amerika’daki doğan çocuklara, doğumdan hemen sonra gümüş içerikli göz damlaları, gözde oluşacak enfeksiyonları engellemek için kullanılmaktadır.

Gümüş, yüzde 95’den daha fazla oranda kızılötesi yansıtırlığa sahiptir. Gümüşle temas eden radyoaktif enerjinin yüzde 95 i kaynağa geri dönecektir. Yani gümüş radyasyona karşı etkilidir.

450 tür bakterinin DNA’sını bozarak yok edebiliyor. Sedef, şeker, mayasıl, kaşıntı, ayak kokusu gibi birçok rahatsızlığa da iyi geliyor. Yeni hücrelerin çoğalmasını destekleyerek yaraların iyileşmesini hızlandırıyor. Ayrıca Kolloidal Gümüşün HIV virüsünü bir kaç dakika içinde yok ettiği ile ilgili araştırma Dr Xiaojian Yao tarafından “Nanoteknoloji 2012 International Journal”da yayımlanmıştır (Buna rağmen hiçbir şey yapılmadı).

İçerisinde gümüş iyonu barındıran tek besin cevizdir. Bu bilgilere bakarsak tüketmeyi ihmal etmemiz gereken en önemli besindir.

Doktorların temelde gümüş suyunu tanımama sebebi yine kapitalist dünya düzenine dayanır. 1906 senesinde bütün büyük ilaç şirketlerini satın alan John D. Rockefeller koloidal gümüşün ilaç satışlarının önünde engel oluşturacağının farkındaydı. Bu sebeple Jude Abraham Felxner yardımı ile Amerika’daki tüm tıp fakültelerinde gümüş suyu konusunun işlenmeyeceği ve bu talimata uymayan tüm profesörlerin lisanslarının elinden alınacağını belirtmişti. İşin ilginç tarafı Rockefeller, ailesinin hiçbir zaman ilaç kullanmasına izin vermemişti?

Bilim kurgu dünyasına bakarsak, karşımıza içine girdiğiniz zaman bir anda bütün hastalıklarınızı iyileştiren ve sizi uzun süre yaşatan sandıklar çıkar. Peki, bu sandıklar gümüşten yapılmış olabilir mi? Daha da geliştirilmiş, içerisinde bakteriler dünyasından oluşmuş, gümüş kaplama mini bir laboratuar günümüzde yapılmış olabilir mi?

Bizden saklanan birçok gerçek varken bunların dahi yapılmış olması olasıdır. Bize gösterilenleri değil gösterilmeyenleri görmeye çalıştıkça aslında nasıl bir düzende yaşadığımızı görmek, sınırlarımızı zorlamak için bize daha da büyük nedenler vermelidir. Dünyamızı yaşanılabilir bir yer yapmak için el ele, değerimizin farkında olarak çalışmalı ve sorgulamalıyız.

*Argyria, vücuda aşırı miktarda gümüş alınması sonucu ciltte mavi-gri bir renklenmenin oluşmasıdır.
 
Kullanıcı teşekkür etti: Cindirella88

Mavera

  • Global Moderator
  • Katılımcı Üye
  • *****
  • İleti: 2710
  • Teşekkür Edildi: 1151 kere
Ynt: Gümüş tedavisi
« Yanıtla #1 : Haziran 17, 2017, 09:11:55 ÖÖ »
Gümüşün antimikrobiyal etkisi asırlardır biliniyor, daha çok öneleme amaçlı kullanılıyordu senin de belirttiğin gibi, ama son yüzyılda antibiyotiklerin/antivirallerin bulunması ile pabuca dama atıldı. Şu an piyasada silverdin var mesela yanık kremi temiz yanığın mikrop kapmasını engelliyor. Ama ciddi bir enfeksiyon varsa sadece gümüş yetmez antibakteriyal antibiyotikler ve antiviral ilaçlar (bizim ilaçlarımız) şart.
 
Kullanıcı teşekkür etti: Green

focke-wulf

  • Katılımcı Üye
  • *
  • İleti: 246
  • Teşekkür Edildi: 45 kere
Ynt: Gümüş tedavisi
« Yanıtla #2 : Haziran 17, 2017, 06:22:50 ÖS »
Merhabalar bu antiviral ilaçların bakterilere karşı etkinliği varmı acaba zararlı olanlara karşı?
Valar Morghulis&Valar Dohaeris
 

Mavera

  • Global Moderator
  • Katılımcı Üye
  • *****
  • İleti: 2710
  • Teşekkür Edildi: 1151 kere
Ynt: Gümüş tedavisi
« Yanıtla #3 : Haziran 18, 2017, 11:13:39 ÖÖ »
Merhabalar bu antiviral ilaçların bakterilere karşı etkinliği varmı acaba zararlı olanlara karşı?

@focke-wulf  Hayır, antiviraller ile anibiyotiklerin etki mekanizmaları çok farklı.

Antibiyotikler genelde bakterinin hücre duvarına zarar veriyor, veya hücre duvarı yenilemesini önlüyor, veya yaşamı için gerekli solunum/sindirim vs enzimlerini engelliyor yani direkt olarak zehirleyerek bakterileri öldürüyor.

Antiviraller öyle değil, virüsleri öldürmüyorlar, zaten virüs yaşayan bir canlı bile tam olarak sayılamadığı için öldürmek çok zor, (solunum sindirim boşaltım hiç biri yok nasıl öldüreceksin bunu!) ancak yok etmek/parçalamak/eritmek mümkün o da saf alkol veya uzun süre kaynatma ile. Antiviraller ise virüslerin tek amacı olan çoğalmanın farklı aşamalarında araya girerek planlarını bozuyorlar. Yani virüs çoğalamıyor, kendiliğinden siliniyor gidiyor.

Farklarının sebepleri çok.

Virüsler çok ilkel canlılar, çok basit bir yaşam döngüleri var, genelde hücreye gir/ele geçir/kendini kopyala/dışarı çık ve tekrar et. Hiv bu işi yaparken 3-5 enzim kullanıyor. İlaçlar da bu enzimleri hedef alıyor.

Dediğim gibi virüsler basit, gen sayıları çok az, bu yüzden hayat döngülerinde kullandıkları protein ve enzimler de gelişmiş canlılara göre çok çok az, sadece bunları hedefleyebilecek ilaçlar üretmek daha zor bu yüzden anti viral ilaçlar daha az sayıda, pahalı ve keşfi zor oluyor. Karşılaştıracak olursak bakterilerde gen çok, hedef olarak saldırılacak protein/enzim çok. İster hücre duvarı yenilemesini boz, ister solunum sistemini engelle, ister besin sindirmesine mani ol, zehirleyip öldürmenin yöntemi çok bakterilere karşı.

Bakteriler (bazı türler spor yapıp gizli kalmadıkları sürece) her zaman metabolik olarak aktifler yani her zaman sürekli solunum/beslenme gibi canlıların yaptığı şeyleri yapmak zorundalar bu yüzden onları zehirlemek öldürmek kolay. Virüsler ise çok sinsi, çoğu zaman bağışıklık sisteminden kaçıp inaktif olarak depo hücrelerinde duruyorlar, antiviraller bunlara dokunamıyor, sadece aktif olarak çoğalan virüslere karşı etkili çünkü ilaçlarımız.

Virüslerin bir özelliği de, kendilerini kopyalarken bulaştıkları kişinin enzim ve kaynaklarını kullanmaları, bu yüzden virüsü durdurmak için bu enzimleri bloke edecek ilaçlar eğer dikkatli seçilmezse kişiye de zarar verir, kişinin kendi normal enzimlerini de etkileyerek normal sağlıklı düzenini bozabilir, eski ilaçların çok ağır yan etkileri olması bu yüzdendi. Yeni ilaçlarımız daha seçici ve yan etkisi az.

Virüsler aynı zamanda bulaştıkları kişinin dna'sını hücrelerini ele geçirerek kendi üretim fabrikaları gibi kullanabiliyor, hangi hücre virüs yuvası hangisi değil bunu seçmek ayırmak da ilaçlar için çok zor.

Virüsler basit ama çok daha farklılık çeşitlilik gösteriyor, mesela bir antibiyotik (direnç geliştirmemiş) pek çok bakteride etkili olabildiği halde, genelde bir anti viral ilaç en fazla 1-2 virüse özel/etkili oluyor.
« Son Düzenleme: Haziran 18, 2017, 11:17:38 ÖÖ Gönderen: Mavera »
 
Kullanıcı teşekkür etti: mazhar, focke-wulf

 

Related Topics

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
10 Yanıt
3443 Gösterim
Son İleti Nisan 26, 2016, 01:48:29 ÖÖ
Gönderen: Theodor
22 Yanıt
1820 Gösterim
Son İleti Mart 08, 2017, 09:40:18 ÖS
Gönderen: Mavera
6 Yanıt
752 Gösterim
Son İleti Ağustos 18, 2016, 06:11:00 ÖS
Gönderen: tween
9 Yanıt
409 Gösterim
Son İleti Kasım 25, 2016, 07:36:29 ÖÖ
Gönderen: Mavera
6 Yanıt
327 Gösterim
Son İleti Mayıs 17, 2017, 06:21:45 ÖS
Gönderen: ehlikeyhif